Müge Ve Basit Olan Zordur........

 Öğretmenlik, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında basit gibi görünen ama içine girildiğinde insanın bütün duygularını yanına almasını gerektiren bir meslek. Sadece bilgi aktarmak değil; bir çocuğun dünyasına eşlik etmek, onunla birlikte büyümeyi göze almak demek. Bu yüzden öğretmenlik, beklentilerin çok olduğu ama beklentilerin çoğu zaman birbirini de çelişen bir alan.

Bazı aileler için öğretmen, çocuğuna hep iyi davranması gereken, onu hiç zorlamaması beklenen bir figür olarak görülüyor. Oysa “iyi davranmak”, her zaman hoşuna gidecek şeyleri söylemek anlamına gelmiyor. Bazen bir çocuğa gerçekten iyi gelen şey; sınırla, sabırla ve dürüstlükle karşılaşması oluyor. Bu da sevgiyle söylenmiş bir “hayır” ya da fark edilmesini sağlayan bir geri bildirimle mümkün.

Evde yaşanan zorlukların, okulda çözülmesini beklemek de çok insani bir beklenti. Günümüz hayatı hızlı, yorucu ve çoğu zaman ebeveynleri de tüketiyor. Ancak öğretmen, evin devamı değil; çocuğun sosyal hayatla kurduğu ilk büyük temas alanı. Evde kurulması gereken bazı dengeler, okulda tek başına inşa edilemiyor. Bu bir eksiklik değil, bir gerçeklik.

Bugün pek çok çocuk, iyi niyetle planlanmış yoğun programların içinde büyüyor. Etkinlikten etkinliğe koşan, birçok şeyle tanışan çocuklar… Bunların hepsi elbette değerli. Ancak bazen nicelik, nitelikten rol çalabiliyor. Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey; kaç etkinliğe gittiği değil, bu yoğunluğun içinde ne hissettiği, kiminle konuşabildiği, kimin tarafından gerçekten dinlendiği.

Öğretmen sınıfta bunu görür. Hangi çocuğun yorgun olduğunu, hangisinin ilgisiz değil aslında ilgilenilmeye ihtiyaç duyduğunu fark eder. Bu fark ediş, zaman zaman aileyle paylaşılmak istenir. Tam da bu noktada iletişim çok hassas bir yere gelir. Söylenenin “eleştiri” değil, “iş birliği daveti” olarak duyulabilmesi önemlidir. Aynı şekilde öğretmenin de kendini doğru ifade etmesi gerekir.

Unutulmaması gereken önemli bir nokta var: Öğretmen, bir rol değil; bir insan. Duyguları olan, sınırları olan, öğrenmeye devam eden bir insan. Her çocuğa aynı özeni göstermeye çalışırken kendi insani yükünü de taşıyor. Bu yükü hafifleten en önemli şey ise karşılıklı anlayış ve güven.

Çocuklar, yetişkinlerin kurduğu ilişki biçimlerinden çok şey öğrenir. Öğretmenle aile arasındaki dil yumuşadıkça, çocuk da dünyaya karşı daha güvenli bir yerden bakar. Hata yapmanın öğrenmenin bir parçası olduğunu, geri bildirimin bir tehdit değil gelişim fırsatı olduğunu böyle öğrenir.

Bu yazı bir sitem değil. Bir çağrı da değil. Sadece bir durum tespiti. Öğretmenliğin, tek yönlü beklentilerle değil; ortak bir emekle yürüyen bir yol olduğunu hatırlatma isteği. Herkesin elinden geleni yapmaya çalıştığı bu karmaşık dünyada, birbirimizi biraz daha anlamaya alan açmak belki de çocuklara bırakabileceğimiz en kıymetli şey.

Çünkü çocuklar, mükemmel yetişkinlerden çok; birbirine saygıyla yaklaşabilen, konuşabilen, dinleyebilen yetişkinlere ihtiyaç duyuyor.

Yorumlar