Müge Ve Farkındalık

 Yazma

Bugün tuhaf bir farkındalıkla uyandım.

Bir süredir içimde biriken o öfke… o densizliklere, hadsizliklere karşı duyduğum sıkışmışlık… Çarşamba akşamı yogada biraz çözüldü sanki. İlk kez bu kadar net gördüm kendimi. Hatta abartı gibi gelecek ama, gözlerimi kapattığımda etrafımda parlak mor bir alan vardı. Sakin, güçlü, kendinden emin.

Ve sabah şu cümleyle uyandım: “Ben olsam, ben de benim gibi biriyle yan yana durmak istemezdim.”

Çünkü benim yanımda duran insanlar, özellikle aynı mesleği seçenler… kendilerine daha yakından bakmak zorunda kalıyorlar. Eksiklerini, ertelediklerini, görmezden geldiklerini daha net görüyorlar. Ve insan en çok, kendi gerçeğiyle yüzleşmekten kaçıyor.

Zaten mesele sadece bu da değil.

İnsanların çoğu öğrenmeye de, gelişmeye de gerçekten açık değil. 

Söylemde var bu istek 

ama iş gerçeğe geldiğinde herkes kendi konfor alanını korumayı seçiyor. 

Ve o alan sarsıldığında, “kral çıplak” hali daha da görünür oluyor.

Belki de asıl rahatsızlık tam burada başlıyor.

Benim yanımda durduklarında sadece eksiklerini görmekle kalmıyorlar; 

o eksikleri görüp hiçbir şey yapmamayı seçtiklerini de fark ediyorlar.

 İşte o an, rahatsızlık büyüyor. 

Çünkü bu artık bir “bilmiyordum” değil, bir “görmezden geliyorum” hali.

Beni sevmemelerini bu yüzden anlıyorum. Gerçekten anlıyorum.

Ama içlerindeki o sertliği… o kötülüğe kayan tarafı anlamakta zorlanıyorum.

Çünkü eksik olmak başka bir şey, eksikle yüzleşmemeyi seçmek başka bir şey,

Hele de bunu başkasına zarar vererek dengelemeye çalışmak bambaşka bir şey.

Ve evet… kötülük biraz da istekli bir tercih.

Belki de bazı insanlar aynaya bakmak yerine aynayı kırmayı seçiyor.

 Ben de tam o noktada duruyorum.

 Kırılan şey olmadan, sadece yansıtan.

Yorumlar